Empati mi dediniz..Yazımıza buyurun..

DONUK PORSELEN

Köprü altında bir çocuk olsaydınız, en çok nereniz üşürdü ? Ayaklarınız mı yoksa hayalleriniz mi? Şu gök kubbeye açılmış o ” nerdeyim” bakışlı gözler ?

Kimisi, deniz kenarında tatil eder. Kimi ise kendi denizlerinde boğulur. Kiminin, göz kamaştıran yıldızlara inat parlaktır istikbali. Kiminin, hayat diye ucundan tutunduğu donuk porselen gibidir geleceği. Kimisi, düşler birgün keşke olsun diye ailesini.  Kimi ise aile şiddetinden kaçıp yollara atar kendisini.

Ahh! Sokakta güz yaprağı gibi çocuk. Yağdıkca yağmur, düştükçe kar, estikçe rüzgar canına canına. Ne acıymış be, ne özlemmiş, ne muamma.

Masumiyetle buğulu bakan çocuk, hayatı mezarlıkta, çöplükte, orda burada geçen çocuk. Eli yüzü kirli çocuk. Sokaklarda ne ilk, ne de sonuncu çocuk.

Ufku yok olmuş biçare. Sorgulansa geçmişi anne, baba kim? Nerde? Neyin belasıydı bu şanslılarda olan. Hayallerine sığmayan ferrariler, tofaşlar bırakmış yerlerini bir kırmızı pabuca, avuç dolusu şekere, soba kıyısında ısınmaya, fırından alınmış buram buram sıcak bir ekmeğe. Bayramlarda yaşanmaz bu caddelerde. Hiç baharlar olmaz. Uçuşan kelebek gibi savrulan elbiseleri olmaz çimenler arasında. Karların içinde buz keser nefesler, donuk eller, titrek sesler.

Şanslılar odalarında korkarken şimşek sesinden, kirli çocuk korkar mı sanki yıldırım düşmesinden. Acıyarak gelen bakışlar, ok gibi beyinlerde. Bu bakışlardan başka hissetmedi, ne merhamet, ne sevgi de. Doğmak sokaklarda. Kim değiştirdi kaderi yazan kalemi? Canı hüzün mü yoksa kaderin kendimi demeli? Puslu geceler ayaklar altında misafir. Gah kahır, gah zifir.

Neyi biliyorsun ki çocuk, neyin sitemi bu? Bir el uzatın Hızır misali, neyin kaderi bu? Kurtarın pis ellerden dilenen kızı, mendilci çocuğu. Korkarak uyuduğu sokaklardan çeker soğuğu, düşündeki mutluluğu, körleşmiş sancıları, en çokta acıları. Özgür sokaklar fısıldayarak perdelerini kapatır. Kaldırım taşları engin dili konuşarak acılar yığını bırakır.

Hayallerinin yelelerine yapışıp, belki mutlu geçer diye, dört nala koşar sokaklarda çocuk. Dudağının ucuna gülücük ekleyerek, kahkahaya buseler serper. İçinde kuru çiçekleri yaşatmaya çalışır. Ölüme çağrı yapar isyan abidesi sitemkâr gecelerde. Kış soğuğun da bacası tüten evlerin yamacından geçer. Bir şarkı olur dilinde, bir yankı sesinde, özenmişlik dolanır ruhunun hicretinde. Dışlandı işte kelimelerin anlamından, kirli çocuk. Sevgi penceresinde, el sallamaları da itildi. Güneşin rengi yerine siyah-beyaz atıldı. Ve hıçkırıklar yitirmiş dilini. Beli kırılmış insanlığın. Ayrılmış imdat elleri. Ağlamak serbest artık, hadi.

Baktık gözlerine çok mu anladık seni? Çaresizlik sen misin çocuk? Kışın ortasında ıslak mı ayakların? Söylediklerin gizemli mi sanki? Bir çocuk sokakta, bir çocuk kar da, yağmur da. Bir çocuk aç mı dışarda?

Geçti mi boğazlardan onlarca lokma? Yaşadıkların oyun mu? Acıların gerçek mi çocuk?

Nerde okulun sokak mektebimi adı? Senfonisi nerde yüreğinin? Gülen gözlerinin güneşi mi küçük?

Hıçkırığın bize çok benziyor çocuk. Hiç gibi. Erguvanların içinde sarı bir papatyasın. Bu sözler sana çok mu dokundu çocuk?

Ağlama ey çocuk. Bakma buğulu gözlerle. Hayallerin dökülürken gözlerinden, eller uzansın hikâyene. Esen rüzgâr büyütmüş, sarmış bedenini kayıp kundaklara. İnsanlar, insan koymuş adını.

Yumuşacık beton yataklar, dirsekler yastık, kartonlar yorgan, cesurca uyuyuşuyla sokak bekçileri gibi sokaklarda. Ne salıncak, ne lunapark, ne de sinema.

Sefaletin içinde başı öne eğilmiş. Harabelerde gülle dolu çardak yapmakta neymiş. Oyuncaklarla oynayan küçük insanlar, bilmezler sokaklarda oyuncaksız oynanan hayat oyununu.

Belki de bilinmez gerçek şanslı olanın o olduğu. Belki de daha özgür, dahada zengin çocuk. İlerdeki orman belki de onun, karşıdan baktığı deniz, gözünü açtığı köprü altı, konuştuğu yıldızla kaplı sema, keyifle uzandığı çimenler belki de onun. Bu bilmemezlik kimliğini sorgular.

Umut tünelinde aydınlığı bekleyen gece gibi, kıpır kıpırdır şafağa zar atmış  bekleyişi. Aylar geçer matemi üzerinden. Adımları biter tozlu topraklı hayat arşivinden.

Kimsenin gözdesi olmadan, göze değmeden, yalansız yüreklerle çözülmeyen sorularda var tabii.

Sahi, hiç düşündünüz mü bir sokak çocuğunun kimliğini yada nereli ? Peki ya selası? Selası bile okunmadan bırakanlar hayat oyununu?

Biri gitse kimsesizler mezarına kim fark eder yokluğunu ? Nasılsa biri dolduracaktır onun boşluğunu. Biri gider, biri gelir. O isimsiz sokak çocuğu.

Çoktular, ne kadar çocuktular?

YAZAR: GÜLTEN AĞIR

Kale Okulları çalışanı ve yoldaşı Gülten hanıma bu duygu dolu yazısı için teşekkürler ediyoruz…

Top
mesaj başlat
merhabalar..kale koleji
merhabalar
size nasıl yardımcı olalım...